top of page

KOKU

  • huraydogdu
  • 2 Nis
  • 4 dakikada okunur

KOKU, NE KOKUSU?

 

      Tanıdık bir koku insanı nerelere götürür?

      Koku, insanca bir duyum olduğu kadar, bazı hayvanlarda daha fazla öneme sahiptir.

Koku taşınır, taşıyan ve taşınan yapıdır. Duyuların olanca birlikteliği yanında öncül tavrını hiç kaybetmemiştir. Onca koku, kendince kategorilerden geçerek, eğitilerek kimliğe dönüşür. Taşınır bütün değerler olumlu, olumsuz, doğal ve yapmacıksız, tiksinç vb. gibi alt değerlere geçer. Kokunun özüt oluşu da apayrı pek çok yapıyı çağrıştırır. Koku, adeta beynin ve kalbin hükümlerini kabullenir ve kendince bir değer biçer. Fizyolojik, psikolojik, sosyal pek çok nesne, olay; kokunun etrafındadır. Burnun kabulü, çağrışımların da kabulüdür.

      Kötü kokudan kurtulma çabaları, onu bastıran parfüm ve güzel koku ihtiyacını doğrudan etkilemiştir. Hatta kötü kokulardan kurtulma çabaları, bir endüstriyi oluşturmuştur… Böylece, kapitalizm için bir kar metaı haline gelmiştir.

      Kokudan tamamen kurtulmak olanaksızdır. Çünkü insan, yaratılışı ve yapısı gereği, kokan ve koklayan bir canlıdır… Koklamak ve kokuyla yaşamak zorundadır. Kötü kokuyu bastırmak, güzel kokmak, temizlenmek gibi gereksinimler; kozmetik ürünler üretmenin tarihini yazdırmıştır. Parfüm, bunun simgesi olmuştur.

      Kötü kokudan kurtulmak için parfüm kullanmak, temiz/ferah kokular koklamak konusu; zamanla toplumsal sınıflardaki keskin çizgilerin bir parçası olmuştur. Burada, iki durum görülmektedir… Birinci durum: Parfüm kullanabilen sınıfın zengin/aristokrat bir sınıf olması ve sosyete mensuplarının parfüm kullanma meraklarının oluşmasıdır. Parfümü Fransa’ya getiren, Catherine de Medicis… Onun resmi parfümcüsü sayesinde, parfüm-koku, sosyal statünün sınırlarını belirleyen bir algı olmuştur. İkinci durum: Kentlerde, kötü kokulardan kurtulma çabalarının sonucunda, kanalizasyon sistemleri geliştirilmiştir.

      “Dünyamız kokusuz olmanın, yani insanlıktan çıkmanın hayalini kuruyor. Önceki yüzyıllarda, iyisi de kötüsü de her şeyin kokusu alınıyordu. Kokuların peşine düşüyoruz, vücut kokularımızın, şehir kokularının. Bu kokular sıvı ürettiğimizi ve bu sıvıların pis

Koktuğunu, bize fazlasıyla hatırlatan büyük suçlular sanki” diyor Claudel bir yazısında.

      Burjuvanın hoş kokusuna karşın, toplumun alt sınıfları, özellikle işçi sınıfı kötü/pis kokar. Balzac’ın romanlarındaki, burjuva mensubu genç kız, süslenme odasında temiz ve güzel kokar. Yoksul işçinin kendi odası bile yoktur.

      Bernsen Corbin şöyle demiş: “Süslenme odası, Balzac dünyasının koku kutbudur; çünkü bu yazarın bütün romanlarında, güzel koku sözcük ve imgeleri, çiçek/kadın/Parisli/gençlik/âşık kadın/zengin/temiz/ferah gibi sözcük ve sıfatlarla birlikte kullanılırken kötü koku sözcük  ve imgeleri, pis/yığılmış /yoksul/yaşlı/halk sözcükleri ve sıfatlarıyla birlikte kullanılmıştır.” (Corb

      Bu algı, 20. yüzyılda bile güçlüdür.

George Orwell, 1930’larda şöyle demiş: “Sınıf ayrımının gerçek gizemi, aslında üç korkutucu kelimede yatar: Düşük sınıfların kokusu!” Orwell’e göre, işçi sınıfının kokusu, tek başına -bırakın üretim ilişkilerini ve üretim araçlarının maliyetini- sınıflar arası çelişkinin

uzlaşmaz olmasının en büyük nedenidir.”

      İşçi sınıfı çok çalışır, terler… Temizlenmek ve güzel kokmak için gerekli koşullara sahip değildir, dolayısıyla kötü kokar. Bu sebeple onun kokusu, sınıfsal ayrımın sembollerinden biri olur.

       Bütünsel düşündüğümüzde, kokunun bir duyu olarak, toplumsal hayatımızı çok

güçlü etkilediğini söyleyebiliriz. Özellikle 20. yüzyıldan itibaren gelişen kozmetik endüstrisini, bu bağlamda düşünmek gerekir.

      Kokunun, insanların, bireysel ve toplumsal yaşamlarını çok

Etkilemesinin önemli yönlerinden biri de bu duyunun bellekle olan ilişkisidir… Kokunun anımsattığı olaylar, hatıralar; her insanın bildiği, yaşadığı durumlardır. Kokunun getirdiği hâtıra, bize türlü duyguları yaşatır.

      Bunun elbette önemli bir sebebi vardır:

      Koku algısı ve duygu durumu (emotion), beynimizde, aynı sinir sistemi ağı içinde yer alırlar… Bu sisteme, “limbik sistem” denir.

      Belleğinizde yer etmiş, tanıdık gelen bir koku neler anımsatır?... Sizi, nerelere-hangi iyi ya  da kötü anlara, anılara, mekânlara götürür?

      Elbette, koku almayanlar için bunun anlamı ve önemi yoktur… Görmeyen biri için güneşin, renklerin, aydınlık ve karanlığın anlamı neyse; koku almayanlar için de koku öyle bir şeydir.

      Hâfızadır koku… Bazan güzel şeyleri çağrıştırır, anımsatır size… Bazan kırılmaları-kırımları-kıyımları-yaşamınızın en kötü zamanlarını anımsatır… Sizi o güne götürür. Bence, en iyi hâfıza tetikleyicidir koku.

      İnsan çalışınca terler, kokmaya başlar. Emeğin kokusu diye, terleyenin kokusunu severim…  Sevgilimin kokusunu da severim. Hele o anne kokusu yok mu?... Doğduğumuz andan başlayarak, bizi sevgiyle sarıp sarmalayan, güven verip koruyan, doyuran, süt kokusudur anne kokusu.

      Yanık kâğıt kokusu, kumaş kokusu, hatta yanık et kokusu; bende iyi şeyler çağrıştırmaz.

      Emekli olduktan sonra, bir kitapçının deposunda çalışmaya başlamıştım. Bir arkadaşım, sergi düzenleyeceğini belirterek zarar görmüş, okunmaz halde kitaplar istemişti benden… Vermiştim. Sonradan öğrendim ki onları, bir etkinlikte yakarak görsellik oluşturmuştu…

Elbette gittim sergiye… Yakılmış kitap yığınlarının yanında, duvarlarda 2 Temmuz 1993’te Sivas’ta yakılarak öldürülenlerin fotoğraflarının yer alıyordu… Bu sergiyi içim yanarak ve yapanlara lanet okuyarak gezdim, fotoğrafladım.

      Ortada yanmış kitap yığınlarından gelen kokuya, sanki yanmış insan eti kokuları karışıyordu… Kulaklarınızı tırmalıyordu çığlıklar.

      İster istemez, Sivas’ta Madımak Oteli’nde yananlar için yazdığım şiirden bir bölümü anımsadım:

      “(…)

      Yakılan şiirdi sanattı

      Geleceği geçmişiydi yurdumun

      Sivas sokaklarında bağıran Şeriattı

      Asırlar ötesinden

      Yananlar çiçeğiydi gözümün.

 

      Türküler yakıldı, sazlar yakıldı

      Yılların ötesinden Pir Sultan başını kaldırdı

      Bedreddin, Mustafa Kemal, Galile haykırdı

      Ölmeyiz, tükenmeyiz, yanmakla asılmakla

      Doğarız yeni güne her alaca şafakla.

 

      Göğü kucaklamış acılarıma baktım

      Topladım tümünü, güvercine kanat yaptım

      Ürktüm karanlığın sesinden ürktüm

      Kanat çırpıp uçamadım

      Sivas’ta bir ateşin içine düştüm.

      (…)”

      Kitap kokusunu severdim ama yanmış kitap kokusunu, Madımak Oteli’ni yakmalarından sonra, hiç sevmez oldum… Bana orada can veren insanları anımsattığı için belki… Belki de yasaklanan kitapları, On İki Mart, On İki Eylül gibi dönemlerde; insanların korkudan kitaplarını yakmak zorunda kalmalarını anımsattığından. Geçmişte, kütüphanelerin ateşe verildiğini, insanlığın bilgi birikimlerini, deneyimlerini yok ettiklerini anımsattığı için de olabilir.

Karadeniz'de kandini deniz kokusunda arayan adam .
Karadeniz'de kandini deniz kokusunda arayan adam .

 
 
 

Son Yazılar

Hepsini Gör
YİNE Mİ FUTBOL?

FUTBOLU SEVMEK ZORUNDA 'MIYIM? İYİKİ YENİLDİK Hürdoğan Aydoğdu huraydogdu@hotmail.com Yenilgiye sevinilir mi? Önce neye sevindiğ

 
 
 

Yorumlar


Esen Püsküllü.jpg
Müjde Ar (3).jpg
Ankara  (1).jpg
  • Whatsapp
  • Black Facebook Icon
  • Black Twitter Icon
  • Black Pinterest Icon
  • Black Flickr Icon
  • Black Instagram Icon

© 2023 by The Mountain Man. Proudly created with Wix.com

Tarama_20250822 (14).jpg
Fikret Hakan Türkan Şoray.jpg
Hülya Koçyiğit.jpg
Ankara  (12).jpg
Tarama_20250820 (6).jpg
Tarama_20250823 (22).jpg
bottom of page